KOŞTURMACA PODCAST

Bir süre önce “Ultracıların Yalnızlığı” adında bir makale okumuştum. Sporcuların uzun antrenman süreleri sebebiyle çok fazla yalnız vakit geçirdiğinden dem vuruyordu. Şahsen antrenman sırasında herhangi bir şey dinlemekten hoşlanmasam da aklıma geldi, ülkemizdeki podcastlerin öncülerinden Koşturmaca ekibine sordum;

Röportaj: A. İnanç Duman

Merak ettiğim; podcast yaratma fikrinin temelleri yalnız yaptığınız bir antrenman sırasında mı atıldı?

Mert: Koşmaya ilk başladığım zamanlarda çok müzik dinlerdim. Sonraları ders, sesli kitap ve podcast dinlemeye başladım. Son zamanlarda müziği sadece koşu bandında dinliyorum. Bir gün koşarken aklıma “Türkçe podcast de var mı acaba?” sorusu takıldı. Araştırdım, çok fazla bulamadım o zamanlar. Ilgaz’la sohbetlerimiz geldi aklıma. Bunları kaydedip yayınlasak güzel fikir olur dedim. Ben koşu konusunda konuşurken fazla ciddi olabiliyorum, Ilgaz’ın esprili tarzıyla güzel bir ikili olabileceğimizi düşünüp fikri ona açtım. Aklına yattı, iyi ki yatmış, yaklaşık 45 saatlik sohbet kaydettik bugüne kadar.

Ilgaz: Kıvılcım işine Mert bakıyor. Yüz yüze çok az görüşüyorduk (hala da öyle) ama çok konuşuyorduk, yazışıyorduk. Bir gün dedi ki “podcast yapalım”. Ben “o ne be?” dedim. O da “böyle radyo programı gibi, konuşuyorsun, kaydedip internete yüklüyorsun, isteyen dinliyor falan” dedi. Sonra baktık zaten sürekli konuşuyoruz, bari kaydedelim dedik.

O sıralarda ne sıklıkla görüşüyordunuz? Sanırım başlarda aynı şehirdeydiniz fakat şimdilerde arada ciddi bir mesafe var. Motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz?

Ilgaz: Aynı şehirdeyken ne birbirimizden ne de koşmaktan haberimiz vardı. Motivasyonla kasıt programın sürekliliği ise sonraki soruya geçelim bence.

Mert: Motivasyon konusunda durumumuz pek iyi sayılmaz. Aslında şöyle demek daha doğru, motivasyonumuz var ama bunu bölüm kaydetmeye dönüştürmek için zaman yaratacak kadar yüksek olamıyor galiba. Eskiden yeni yarışların ortaya çıkışı veya az sayıda olan yarışlar bizi heyecanlandırıyordu. Şimdilerde ise sadık dinleyicilerden gelen talepler en büyük itici gücümüz.

Podcast tabiri şimdilerde bile ülkemizde çoğu kişiye yabancı. Takip ettiğiniz ve ilham aldığınız podcastler hangileri?

Ilgaz: Ben hayatımda hiç podcast dinlemedim. Sıkıcı buluyorum. Radyo tiyatrosu gibi. Bizimkini bile dinlemiyorum. Görmem lazım anlamam için.

Mert: Ben o zaman da öyleydim şimdi de çok sıkı podcast takipçisiyim diyebilirim. İlk başladığımızda daha çok işim (yazılım) ile ilgili podcastler dinlerdim. Koşturmaca fikri .NET Rocks bölümlerini dinlememle aynı döneme rastlar mesela. Onlar da iki kişidirler ve benim aklıma podcast fikrini düşürenler onlardır. Şimdilerde dinlediklerimin başlıcaları şunlar: Freakonomics Radio, TED Radio Hour, Philosophy Bites, Stat Stories ve özelikle Code Breaker. Sonuncusunu her podcast yaratıcısının muhakkak dinlemesini öneririm; çok profesyonelce hazırlanıp, kaydediliyor ve kurgulanıyor. Çok kıskanıyorum. Türkçe podcast dinlemiyorum.

Podcast konularını nasıl belirliyorsunuz? Program akışı merak ettiğiniz başlıkları araştırırken mi yoksa gelen talepler üzerine mi yön buluyor?

Ilgaz: Bazen gündem kendini yaratıyor. Bazen de seyrek program yapmak işe yarıyor, konulardan konu seçiyorsunuz.

Mert: Sıklıkla o dönemin konuları ön plana çıkıyor. Başlarda bir listemiz vardı ama o listeyi tüketeli çok uzun zaman oldu. Artık koşu dünyasında öne çıkan konuları, o da yoksa aklımıza takılanları konu ediyoruz. İnsanlardan gelen talepleri de unutmamak gerek tabii.

Aslında podcast konularına kronolojik olarak bakarsak, sizin de zamanla mesafeleri uzattığınızı görebiliyoruz. Sizi birkaç yılda hiç koşmayan birinden “ultracı”ya dönüşmenizi sağlayan sebepler neydi?

Ilgaz: Benimkisi tembellikten. Mert daha bilimsel ve metodolojik. Ben mesafe uzadıkça işin kolaylaştığını düşünüyorum. Uzun koşuyu satmak, göz boyamak daha kolay. Gerçi onu da yapanlar çoğaldı, işimiz zor.

Mert: Tabii biz de her koşucu gibi başladık. Sonra, biliyorsunuz zaten, işler ya hıza, ya mesafeye ya da çoklu sporlara doğru evriliyor. Gerçi bende hepsi birden oldu. İnsan koşmaya başladıktan sonra yapabildiklerinden etkileniyor ve daha ne kadarını yapabileceğini merak ediyor; Arthur C. Clarke’ın da dediği gibi “Mümkün olanın sınırlarını bulmanın tek yolu bu sınırların ötesine, imkânsıza adım atmak.”

Podcast yayınınız daha çok ikiniz üzerinden gitse de arada programda konuk da ağırlıyorsunuz. Sohbetinden en çok keyif aldığınız konuğunuz hangisiydi?

Ilgaz: Bir konserde Teoman “sesim gidik” diyerek bütün konseri seyircilere söyletmişti. Konuk olunca da bölüm rahat geçiyor, ben hepsini seviyorum. Gene gelsinler. “Nekonuşacazoolumbuhaftalan” derdi olmuyor.

Mert: En keyif aldığımız diye ayırt etmek zor, aslında tüm konuklarımızla sohbetlerden ayrı keyif aldık. Hepsi farklı tarzları ile değişik alanlarda bilgi ve deneyim kattı bize ve dinleyenlere. Aklımızda daha nice isim var ama konuk ile kayıt yapmanın ayrı zorlukları var (teknik anlamda).

Sadece podcast yayınınız yok, ayrıca blog ve forumlarda da aktifsiniz. Bu da ister istemez size büyüyen koşucu kitlesi ile iletişim içerisine sokuyor. Gelişen ve kalabalıklaşan koşucu kitlesini tek bir kişi olarak düşünecek olursak, nasıl bir karakteri olurdu?

Mert: Ben bir şeyler araştırmayı, öğrenmeyi ve bu öğrendiklerimi paylaşmayı çok seviyorum. Hepsi bundan kaynaklanıyor aslında. Ben şanslıydım yabancı dil öğrenebildim, istiyorum ki bu şansa sahip olmamış kişiler de bu kaynaklara erişebilsin. O nedenle kişisel blogum olan Ritim Blog’u, sonra arkadaşlarımla Koşu Gazetesi’ni sonra da KoşuForum’u hayata geçirdim. Sağ olsun arkadaşlarım da hep destek oluyorlar. Kitleden Ilgaz söz etsin.

Ilgaz: Ben ülkedeki koşucu kitlesini ve koşu olayını karakterize edersem tıpatıp kendime benzetirim. Önce koşuyu keşfettim. Kısa sürede kendimi kaptırdım. Dünyayı koşu çevresinde döner sandım ve kendimi bir süre epey üstün gördüm. Aklı başında ilerlemek yerine tam bana göre bir yöntem ile tersten gittim, 30 dakika koşar olunca “ben Maraton da koşarım be” diyerek ilk maratonuma kaydoldum, canım çıktı. Kısa sürede çevrem gelişti, yeni arkadaşlar edindim. Her şeye atladım, bütün yarışlara yetişmeye çalıştım. Markalar, aksesuarlar arasında kendimi kaybettim. Tüm koşulara olabilecek tüm aksesuarlar ile çıkmaya başladım, evde yok yoktu. Sürekli koşu konuştum, herkese koşu anlattım. Sonra bunaldım, sıkıldım. Bu sefer fazlalıklardan kurtulmaya çalıştım. Kilo hariç çoğundan kurtuldum. Koşucu gerçek bir iki dostum kaldı, kendim için koşar oldum. Türkiye’deki gelişen koşu da işte benim ilk yıllarım gibi… Ülkede daha doğru dürüst yol koşusu organize edilmezken her muhtarlığa bağlı bir ultra var. Koskoca organizasyonda süreler yanlış ölçülüyor, rotalar uzun/kısa çıkıyor, kürsüler hatalı açıklanıyor, rota yanlış işaretleniyor, koşanlar kayboluyor. Öte yandan koşan sayısı patladı, cep telefonu mağazalarında koşu saatleri satılıyor, herkes bir şey uğruna koşuyor, yardım koşucuları her yerde. Koşu antrenörleri arttı, koşu grupları arttı, takımlar çoğaldı. Bir süre daha böyle gider herhalde. Yoksa ortaokul, lisede beden eğitimi dersinde halk oyunlarından not veren ve milli sporu halı saha maçı olan ülkede bu kadar koşu merakı devam eder mi bakacağız artık.

Koşturmaca Podcast ekibi ayrıca amatör koşucu barajında son derece iyi derecelere sahip. Sanırım bu yıl ekipten bir de Spartathlon macerası çıkacak. Hazırlıklar nasıl gidiyor? Sizce tüm hikâye tek bir bölüme sığabilecek mi?

Ilgaz: Ben pek bir şeye sahip olduğumu düşünmüyorum bu anlamda. Benim koşu adına sahip olduğum tek şey ilklerden olmak. Ben ilk ultra koşmak istiyorum dediğimde çoğu kişi “O ne?” diye soruyor, bilenler de ne benim, ne de kendilerinin koşabileceğine inanıyordu. Ülkede ultramaraton yoktu. Koşu adına yaptığım iyi bir şey varsa bu işlere kalkışmak, yazmak-çizmek-anlatmak oldu. Tahmin ediyorum ki çoğu kişi bunları okuyup, dinleyip, belki de “Ulan bu koşuyorsa biz haydi haydi koşarız” diyerek bu işlere merak sardı. Önünde örnek olunca yapması kolay oluyor. Şimdi ortalık “Bu sene 50 koştum, seneye 80, sonra da Allah kısmet ederse UTMB” diyen adam kaynıyor. Gelişen Türkiye.

Mert: Hem dünyada hem de ülkede hızla büyüyen koşucu kitlesi içinde bizim yapabildiklerimiz çok önemli şeyler değil. Gerçekten çok hızlı, çok dayanıklı, çok yetenekli insanlar duyuyoruz her geçen gün. Ultramaratonda bizim dönemimizden ve çevremizden Aykut’un geldiği nokta hepimize ilham oluyor. Hazırlıklar şimdiden başladı ve zorlu bir dönem beni bekliyor. Umarım Spartatlon başlangıç çizgisine ayak basmayı başarırım. Ondan sonrasını hep birlikte göreceğiz.

Bu röportaj, 21-23 Nisan 2017 tarihlerinde İznik Ultra Maratonu’nda dağıtılan UltraDergi’nin 2017/1 sayısında yayınlanmıştır. Daha fazla bilgi ve iletişim için info@ultradergi.com adresine e-posta gönderebilirsiniz.