“OTS hormonal denge bozukluğundan, nörolojik işlev bozukluğuna her şeyi etkileyebilir. Kimi atletler gizemli ağrılar, iştah kaybı ve düşük libidodan şikayetçi oluyor. Diğerleri ise anormal kalp ritmleri ve bacaklarındaki kuvvetsizlikten rahatsız. Araştırmacılara göre OTS, lösemi başta olmak üzere bazı hastalıkları taklit etme özelliğine sahip.”

YAZININ BİRİNCİ BÖLÜMÜ İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ
YAZININ İKİNCİ BÖLÜMÜ İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ

Montana’da bir spor doktoru olan Robert Amrine, Wolfe de dahil olmak üzere bir kaç OTS (Over Training Syndrome – Türkçe karşılığı ile sürantrene) vakası üzerinde çalışıyor. Bir diğer hastasıyla; sakin bir kişiliğe sahip, Patagonia sponsorluğundaki Justin Angle, iki yılı aşkın süredir çalışıyor. Bu süre boyunca OTS’den şikayetçi olan Angle, rahatsızlığından önce hedefleri doğrultusunda ard arda bir çok yarış koşmuş. Doktor Amrine’a göre “ultra dünyası için henüz neyin faydalı, neyin faydasız olduğuna dair kesin bir bilgimiz yok. Hırslı koşucular kendilerini yıllarca aşırı yük altında bırakıyorlar ve aldıkları riskin farkında değiller.”

justin-angle-ultradergi

JUSTIN ANGLE, PATAGONIA ATLETİ VE MONTANA ÜNİVERSİTESİ’NDE PROFESÖR

Aslında OTS yaşayan atletlerin ortak yönü var; hemen hemen hepsi iki yıl boyunca ard arda zaferler kazanıp yeni rekorlar elde ederken, bir anda ortadan yok oluyorlar. Bazıları toparlanıp geri dönüş yapsa da, bazıları da 2008 yılında henüz 23 yaşındayken ultra yarışlarını domine eden ve Hardrock 100’de parkur rekoru kıran Kyle Skaggs gibi spordan tamamen çekiliyor. Skaggs şu sıralar eski hayallerinden çok uzakta, New Mexico’da organik tarım işletiyor.

Skaggs sporu bırakırken tek bir kelime dahi etmemiş olsa da, çok ciddi bir OTS yaşadığı konuşuldu. Hardrock’tan sonra bir gün ara vererek maraton hazırlıklarına başlamıştı. Daha sonra bir röportajda “Her şey hafif bir kırgınlık gibi başladı, sonra bir kabus gibi devam etti. Kendini zorlayarak koşmak çok anlamsız. Semptomlar gittikçe daha da kötüleşti.” Yaklaşık bir ay sonra durmak zorunda olduğunu anlamıştı. “Noakes’in kitaplarını okudum ve o an sürantrene olduğumu anladım.”

Alaskalı koşucu Geoff Roes da benzer yollardan geçti. 2010 yılında American River 50 yarışından, Western States rekoruna, girdiği tüm yarışları domine ederek adını bu döneme altın harflerle yazdırdı. Ertesi yıl, verimsiz antrenmanlarla geçen uzun bir periyottan sonra bir sabah baş dönmesi ile uyandı. Günler geçtikçe ağrılar tüm vücudunu sarmıştı ve uzuvlarında hissizlik vardı. Bu dönem boyunca aşırı gergindi ve koltuğundan kalkabilmek için 7 bardak kahve içiyordu.

ultradergi-en-iyi-32-kosu-filmi-imdb-

2010 WESTERN STATES – GEOFF ROES VE ANTON KRUPICKA

Ultra maraton sporcuları bir doktora gidip, “iyi hissetmiyorum” dediğinde çoğu doktor olan biteni anlayacak donanımda olmayabilir. OTS çok az sayıda doktorun karşılaşabileceği türden bir rahatsızlık. Bu elit sporcuları, sıradan insanlarmış gibi muayene edip, değerleri buna göre yorumlayabilirler. Roes’un başına da buna benzer bir hikaye geldi. Roes, hissettiği rahatsızlıkların geçen 10 günde artarak devam etmesi sebebiyle doktora gözükmeye karar verdi. Roes; “o kadar kötü hissediyordum ki, ölümcül bir hastalığım olduğuna emindim.” Sonraki iki yıl boyunca kendini hastane koridorlarında ve test  sonuçlarını beklerken buldu; “çoğu zaman bayılacak kadar ateşimin yükseldiğini hissediyordum.” Testlerin hiç biri Roes’a bir teşhis koyamamıştı.

Wolfe’ye bu semptomların tam olarak ne zaman başladığını sorduğumda kesin bir cevap veremedi ama yine de mental yorgunluğun da işin içinde olduğundan emindi. “Bazen kendimi çok zorladığımda, zihnimin vücudumdan daha önce pes ettiğini düşünüyorum.”

Bir diğer Salomon alteti Anna Frost, yaklaşık bir yıl boyunca OTS ile savaştı. Bu dönemde antrenmandan uzak şekilde bol streching ve mental çalışmalar yaptı. “Koşmayı beni mutlu ettiği için seviyordum, her şeyin üzerine çıkıp beni esiri ettiği için değil” diyerek bu sporla arasına mesafe koymaya nasıl karar verdiğini kararlı şekilde anlatıyor. 2014 yılında yaptığı geri dönüş sonrasında, geçtiğimiz yıl kazandığı Hardrock ile doğru adımlarla OTS’den geri dönüş olabileceğini kanıtladı.

A photo posted by Anna Frost (@annafrosty) on

Bazı atletlerin OTS ile verdiği savaş Forsberg’inki kadar başarılı olamıyor. Roes OTS ile bir yıldan fazla bir süre savaştı. Bu dönemde her türlü desteğe ihtiyacı olan Roes, Skaggs’a tavsiyelerini okuyabilmek için bir kaç email attı fakat gelen cevaplar pek de istediği gibi değildi. Kendisi OTS sonrasında farklı bir uğraşta olan Skaggs, Roes’a zamanla daha iyi hissedeceğini ve koşuyu artık profesyonel anlamda düşünmemesini ima eden cevaplar veriyordu. Skaggs artık eskisi gibi koşamayacağını kabul ediyor ve koşuyu sadece fit kalmak için yaptığı bir egzersiz olarak görüyordu.

Wolfe ise OTS sonrası bir süre ara verse de, tekrar geri döneceğini umarak bir kaç yarışta kendisini denemeye karar verdi. Girdiği yarışlarda eski formundan çok uzakta olduğunu kendisi dahil herkes görebiliyordu. Toparlanmaya çalışırken, yılların vücudunda biriktirdiği stres ayak bileğinden sakatlanmasına sebep oldu ve tekrar zorunlu dinlenmeye geçti. “Hiç bir zaman uzun vadeli hedeflerim arasında koşmak olmadı ama 3-4 yıl daha yarışmak istiyorum.”

Koşudan uzaklaşmak, Wolfe’ye hayatının son 10 yılını ne uğruna bu hale getirdiğini sorgulamasını sağladı. Artık, hiç olmazsa çıktığı uzun koşulardan keyif alabilmeyi özlüyor. “Son zamanlarda eski ritmimde koşmayı deniyorum ama neredeyse imkansız. Ayaklarım ritmini kazanırsa gerçek anlamda geri döndüğümü anlayacağım.”


BU YAZI DAHA ÖNCE OUTSIDE’DA YAYINLANMIŞTIR. ULTRADERGİ TARAFINDAN TÜRKÇEYE ÇEVRİLMİŞ VE DÜZENLENMİŞTİR.